….

Eylül 12, 2009

…… herşey benden….

Reklamlar

sırra kadem basmak

Şubat 15, 2009

ortalıktan yok olmak, ortalıkta görünmemek gibi şimdiki dile ait anlatımı verebilen deyimin kökeni
sır, arb. gizli şey demektir. aynalar sırlanır (aslında bu sır karşısındakini yansıtır, görüntüyü arka tarafa gizler ,arka tarafa geçirmez ) . farsaçada ayine ;ayna , adhinak ise bakanak demektir , farsçada ahen, demir anlamına gelmekteyken arb. ayn (göz) ile de ilgilidir aynanın etimolojisi *.
sırlamak: kapamak, örtmek, ses ve hava akımından uzak bir yere gizlemek anlamlarını taşımaktadır. (örn. kapıyı sırla, sırret, ) diğer bir anlam olarak ise gömülmek, ölünün gömülmesi anlamını üstlenir. ( örn. recaizade’yi sırladık, sırroldu ) ayrıca (bkz: #6007762)

burada aynaya geri dönelim , ayna senden geleni sana, benden geleni bana veriyor. bunu yapan ise kaplı olduğu sır. aynı manayı arayalım; sırrolursak ondan geleni ona , senden geleni sana geri yansıtırım, benim artık gerimi göremezsin çünkü ben bilmediğin diyardayım. gerçekten de gelen her türlü sesi,soluğu, ağlamayı, yalvarışı ,yakarışı , dünyanın bütün gamını, sevincini, hüznünü, ışığını olabildiğince yansıtırım, çünkü benim tenim, benim etim şimdi size sırroldu, belki de biraz zırh oldu.düşünsenize cevap vermeye çalıştığımı, benim ardımı görmenizi sağlayacak bir sırrlanma hatasını…

kadem basmak, adım atmak, gitmek, anlamını taşır. arb. kadem ön, öncelik, adım, ayak ,önden gitme, önce olma, önceleme manalarını karşılamakla beraber kıdemden köken almaktadır (bkz: #9430290) .kıdem’in bir anlamı da daha eski olmaktır.
böylece sırra adım atmak,sırra bir öncü olma durumu meydana gelir ki sırlanmış bir ayna gibi,bakan göremez bakan göremez , sır perdesi kalkınca ak kıyılardan öte herşey gümüş rengine dönüşür. herşeyi görebilir hale gelirsin.
“ ağlamayın demeyeceğim; çünkü bütün gözyaşları kötü değildir.” * * *
(nojoke, 31.08.2006 21:50)

alıntı

o günlerin anısına!

Aralık 15, 2008

lovesong

15.12.1995

Aralık 14, 2008

erkek ve kız çocuğu, yanlarındaki tek şahit ile mahalle muhtarının kapısından içeri girerler.   şaşkın ve heyecanla “biz evlenmeye geldik” derler gerekli evrakları ( 5 adet fotoğraf ve kimlik ) muhtara uzatarak.  muhtar şöyle bir yüzlerine bakar. erkek çocuğunun sakal göbeğinde, saçlar belinde ve karmakarışıktır. kız çocuğu ise yüzü bembeyaz, karnında taşıdığı bebeğiyle heyecandan ne yapacağını bilmez bir vaziyette şaşkın ve tedirgindir. bunun nasıl olduğuna hala daha inanamamaktadır. ondan böyle bir şey istememiştir ama o bunu teklif etmiştir. o iyi bir insandır.  tek düşünebildiği budur. oysa sadece yanında olmasını istemiştir. ama o evlenmek gerek demiştir. kızsa o kadar rahatlamış ve mutlu olmuştur ki. tek yapması gerekenin ona inanmak olduğunu o dakika anlamıştır. muhtar kız çocuğunu masasının karşısındaki tek sandalyeye oturtmuş ve gerekli işlemlere başlamıştır.  işlemleri sonlandırmadan önce kıza dönerek “eminmisin” diye sormuştur.  sonra ikinci şahiti sormuştur. ikinci şahit malesef  onları ekmiştir. erkek çocuğu onun sonra geleceğini söyleyerek işi orda hemen halletmiştir.  muhtar imzaları aldıktan sonra bir sonraki gün gelip evlilik cüzdanını alabileceklerini söylemiştir. 

evet artık bu iki çocuk evlenmişlerdir.  yakında doğacak olan çocukları için bunu yapmışlardır. ikiside bu çocuğun çok güzel ve sevgi dolu bir coçuk olacağını bilerek ve onun doğması gerektiğine inanarak bunu yapmışlardır. ne de iyi yapmışlardır.  

muhtardan ayrıldıktan sonra şehirden ne zaman ve nasıl ayrılacaklarını konuşmak için randevulaşarak ayrılmışlardır. ……..

 

 

bu iki çocuk aslında hala iki çocuktur. büyümeyi rededen. beraber mutlu, hüzünlü, birbirlerine omuz olarak yıllarca birlikte yaşamışlardır. birbirlerine hiçbirzaman saygısızlık yapmadan, aşağılamadan, tek bir kötü söz bile sarfetmeden, sevgi dolu, aşk dolu 13 yıllık bir ömürleri olmuş ve bu güzellikte bitmiştir.  

 

saygıyla,sevgiyle,aşkla anıyor ve erkek çocuğu seni daima seveceğim bunu bilmeni istiyorum.

 

kız çocuğu

korkmam ben dimi!

Kasım 30, 2008

son 6 aydır hormonsal düzensizliklerim, regl düzensizliklerim ve son 2 aydır sağ göğsümdeki şişlik ve bunun son 2 haftadır koltuk altına taşması. doktora gittim. “dur bakalım korkmayalım dedi” bende “korkmamki ben dedim”. çarşamba günü bir dizi tetkikten geçeceğim.  ve sonucuna göre hareket edeceğiz. doktorum dur bakalım dedi. sıkıntı ve üzüntü yok dedi. kendini fazla yormayacaksın dedi. bende güldüm. yanlış zamanda söylüyorsunuz bunu dedim. söyle 1-2 yıl önce bunları söyleseydiniz, hepsi cuk cuk otururdu yerine dedim. yani en azından hayatımın yatışını yaptım. son 6 ayda kıçımı yerinden oynatmadım desem yeridir dedim. olsun sen yine de yorma! kendini dedi. bende peki! dedim.  

bakalım tetkik sonuçları ne çıkacak. keşke timoti burda olsaydı. aaa o da uşağa gelmiş biliyormusun. aslında hop atlayıp yanına gidip ona bizzat baktırabilirim. bak şimdi geldi aklıma ne güzel bi fikir.  kan tahlillerini burda yaptırırım. geri kalan işlemler timotinin orda. oh bak bu biraz rahatlattı beni. ama burdakilere çaktırmadan nasıl gideceğim oraya. kimseye söylemedim burdan daha. hepsi telaşe müdürü biliyorsun. doktorum dur bakalım diyince bende telaş yaptırmak istemedim kimseye. beni daraltacaklar çünkü biliyorum. 

şimdi haftayı planlamalıyım. bide bu hafta şu broşür işi, ambalaj işi falan var. yani senin tasarım yapıyor olman beni bu işlerden anlar insan da yaptıya ne diyeyim artık.  önceden keyif alırdım, hoşuma giderdi. şimdi angarya geliyor. hoş bu aralar herşey angarya geliyor ya. sürekli bi yatma ve halsizlik hissi ki sorma.  çok alıştım tembelliğe diyordum kendime hep. inşallah ondandır diyorum şimdi. ondardır ondardır. hem hiçbişeyden korkmam ki ben dimi!!

sen

Ekim 31, 2008

ve o.

o kim bilmiyorum. aslında bi taraftan çok tanımak istiyorum. bi taraftanda ne bileyim kim olduğunu bileyim-bu kadınsal bi dürtü- ama tanımayayım istiyorum. daha önce aşık olduğun kadını biliyordum.  ama sana onu çok kondurmak istemiyordum. şimdi başka biri var. çok emin değilim ama öyle olduğunu düşünüyorum.  

şimdi birisi muhakkak hayatında olacak. onun kocaman bir yüreği olmalı, sadece seni çok sevmesi yetmez. yeter tabi ama yetmez. senin kocaman dünyanı da sevmeli. en azından beni bile sevecek ve kabul edebilecek kadar-tabiki dostun olarak- kocaman bir yüreği olmalı hani. :)). ben şimdi böyle geniş geniş yazıyorum ya şimdi bundan aylar aylar önce kahredişim geliyor aklıma.  seni unutmuş ve başka kadınlara vermeye hazır değilim tabiki. asla da olmayacağım. sana olan sevgim gün geçtikce o kadar büyüyorki. bu sevgi kendimi sevdiğim için seni seviyorum değil artık. seni sevdiğim için seni seviyorum. bu öyle bir hal almaya başladı ki sana olan özlemim değil artık düşündüğüm, senin sevdiklerine duyduğun özlem. bencilce sevmiyorum seni. senin için, senin güzel dünyan ve yaşamak istediğin herşey için yanında olacak ve destek olacak kadar seviyorum seni.

eskiden bizi seviyordum. şimdi seni seviyorum.

aşk+ ben=%&:.;(^^!?”

Eylül 21, 2008

bir aşık kapımda, çok kibarca kapıya vuruyor ve lütfen beni içeri al diyor. bak biraz oturalım konuşalım sen de beni seveceksin ve en azından bir şans vermen gerektiğini anlayacaksın diyor. açamıyorum, yapamıyorum.. bana neredeyse hergün çok güzel yazılar gönderiyor. ayıp olmasa çiçek gönderecekmiş -taa nerelerden- ama, şu an göndermek çok uygun kaçmazmış.

halbuki ben ne kadar yaşlandığımı düşünüyordum, aynaya baktıkça ve ne kadar bakımsız olduğumu. tabi bunda şu an en azından tam zamanlı çalışmıyor olmamında etkisi var ama yine de kötü görünüyorum. bu biraz hoşuma gidiyor yani hala beğeniliyor olmak -hemde benden genç ve bayyaa yakışıklı bir erkek tarafından- hep bana uzaktan uzağa aşık adamlar olurdu. bilirsin.

halbuki benim istediğim bu değil. ne kadar özürlü bir düşünce olsada ben kimseyi istemiyorum hayatımda. yalancıktan, sadece anı kurtarmak, acılarımı hafifletmek veya üzerini kapatmak için birisinin hayatımda olması çok doğru gelmiyor bana. bu sebepten açmıyorum kapıyı. yüzünü düşürüp gidiyor. beni isteyeceğin anı bekleyeceğim diyor. tabiki beklemeyecek. geçecek.

benim istediğim an gelecek mi? bazen evet bazen yumuşak bir dokunuş istiyorum. bir elin yüzümde gezinmesi, saçlarımla oynaması, elimden tutması bunları özlüyorum. ama bu elin şu an hala kalbimimde olanın olmasını istiyorum. bu olmayacak bunu da biliyorum. ama onu istiyorum. dedimya benimkisi özürlü bir düşünce şu an.

evet pek çok şeyi kabul ediyorum artık. kendime bunları defalarca tekrarlayarak, ezberledim. bir nevi şartlanma gibi. bunu öğrendim. ama öğrenmem gereken bir sürü şey daha var biliyorum. hergün önüme bu şeyler teker teker düşüyor. bende kah zorlanarak kah kolaylıkla öğreniyorum. hayatla yanlız başetmeyi öğreniyorum. halbuki önceden ne kolaymış herşey! herşeyden önce çok değerli bir akıl hocam varmış-hı hala var yok olduğunu söylemiyorum- ve birşeyler ters gitsede hemen müdahale edecek yada üstesinden geliriz diyebilen sapasağlam bir adam varmış. artık o adam yok! ve ben hem bir sürü şeyi göğüslemek hemde hayatta kalmayı becerebilmek zorundayım. ama bütün bunların içerisinde kendime hiç hemde hiç sindiremeyeceğim, sadece laf olsun diye bir aşığı kabul etmek zorunda değilim.